11 Aralık 2017 Pazartesi

Sandığımın Kandili

Hüzün dolusun;
Buram buram hüzün kokuyorsun İzmit.
Işıklarına sarılıp güneşi doğursam gecelere,
Yanıp söner kalbimin kandili.
Köprüden ufuk çizgisini kessem,
Yerle göğü ayırsam,
Gemilere bir selam göndermek zor gelir işte..
Yine de teslim olsam gece koyusu sularına
Boğulmam ben bu kıyamette.

Bu kıyamete ramak kala,
Keskin gülüşlerimi dudaklarıma teslim ettim.
Sıcak ellerim güneşin soğuğuna emanetimdir.
Bütün sözlerim kendi kitaplarıma ahdım;
İz kalışına imzamdır işte.

Güler miyim ağlar mıyım arayışlarıma ?
İzlemek ile bakmak arasında ki bir nüktesin sende..
Kocaman yıllara mesken tutmuş sandık gibi kalbim.
İçini açsam gelin kızın çeyizi gibi berrak beyaz,
Kapatsam tozu dumanı taze, kırık dökük sorgularla süslü sandık gibi işte..

Karşımda ki ateş de sesim.
Rüzgarın gücü yok söndürmeye,
Ateşin hali kalmamış, dumanından selam göndermeye.
Ne selam kalmış ah be içimde.
Bir selamın kırgınlığı var işte sesimde.

Kelamı olmaz artık dilimin,
Gülmeyi öğrettiğim dudaklarımın.
Bir ağız organım var işte vücudumdan içime işleyen.
İçimden parmaklarıma dökülen izleyişlerimle..




8 Aralık 2017 Cuma

bahşedilen zamanın değerinin, farkındalığının kollarında uyuyorum
uyanıyorum, gülümsüyor bütün parmaklarım
varlığıma şükürümün kanıtı bütün parmak izlerim

öyle güzel hüznüm var ki
öpülesi
öyle sevilesi öyle içten

sigaram var içilesi
hani dumanına katılıp tam da uçulası cinsten.
kavramların masumluğu var gözlerimde
ve bir de şarkılar var kulağımdan ruhumu okşayan.

geceler var geceler
uyuma!
soğuklar var içinde hissetmen gereken
hazlar var tatmanı istediğim
arayış mı?
hepsi zihnimden dilime
kalbimden parmaklarıma dökülesi
her soruda kendimi tanıyasım var
bir sürü sorgum var hayata
en çoğu da kendime
cevabını bulabildim mi peki ?
cevabını bulduğumda mıdır huzur?
yoksa
var olan imkansızlığı huzura çevirebilme yeteneği midir bana yeten?
yetinebilmek ?
işte büyük bir nokta bu.
kabullenirken mi mutlusun?
yoksa
kabullenebilme yeteneği midir mutluluk?

öyle açık ki aslında dünyamın renkleri
sorularımın cevabı içinde zaten
peki neden sen insanoğlu
benim mutsuz olabilecek anımı gözüme sokacak kadar gaddarsın.

bil ki artık..
gaddar olduğun kadar varsın
sadece bu noktadasın
sen o bu şu yada onlar işte..
duvarlarımın arkasında kalman yine kendimi koruma sanatım
sanatımı eleştirmek kavramını sunmuyorum sana
tebessüm ediyorum şuan
tam da şu an şu dakika da
hayatımın en önemli kavramım da anı yaşamaktayım.
büyüyorum ve büyüdükçe öğreniyorum
hayır.
hayatı değil
kendimi öğreniyorum, renklerimin pastelliğini

ve gök yüzümün hoşgörüsü
beni ben yapan duygularım
beni bana hatırlatan insanlarla dolu
sense sadece bir yıldızsın.
görmek istediğim kadar güzel
görmek istemeyeceğim kadar bulutlarla örtülüsün.


bir gece kaldırımda yürürken tanıdım dostluğu
ki bir dostluktu
dosttu..
öyle bir dostluk ki
önden giden beklemeyen
arkadan gelen yetişmeyendi

ne önden giden yavaşladı
ne de yavaşlamak istedi
ne arkadan gelen hızlanıp
ona yetişmek istedi

adı yok olmuş
tozunu kaldırımda soludum işte
herkes kendi yolunda
vicdanıyla mutluydu
anlaşılan..

anlaşılan o ki
sadece adı dosttu
dostluktu...

30 Kasım 2017 Perşembe

Koskocaman yalanlarla dolu insanlar var.
Etrafında sahte saçma fikirler..
Ee peki ne kadar önemli senin hayatında?
Ne katmışlar o insanlar sana? 
Ne götürmüşler senin benliğinden?
Bunu buraya yazıyor olmam belli ki bende bir iz bırakmışlar. 
Hani en azından cümlelere döküyor olmam.
Aslında önceden olsa bunu canım acıyor, zorlanıyorum cümleleri ile dökerdim buraya. Ama şimdi ise öyle değil. Bu yüzden buda farklı olan yanımı keşfetmiş bir mürekkebimin farklı rengi. Renkli mürekkepler var mıdır hani bildiğin renk renk cıvıl cıvıl. Siyahdan maviden başka.  Yoksa da artık benim yazın dünyamda var bunu biliyorum. Artık umursamazlık seviyemin en renkli gerçeklerinden yazıyorum. Ben artık kendimi aradığım yollarda mutlu buluyorum. Hani evet yaptığım hiç birşeyi tam muhteşem ve mükemmel bilmiyorum. Zaten ağır olan o çok şey var ama hepsi yarım çok yarım yamalak. Önceden rahatsız olup karalar bağlarken artık bilgiyi aramaya koyuluyorum. Arıyorum neyi bilmiyorsam bilmek için elimden geleni yapmaya çalışıyorum. Farklı özgünlüğüm ise pes etmiyorum. Güçlüyüm. Güçsüz yanlarımı inkar edemem zaten. Etmem. Ama ben 21  yaşında kendi arayışımda kah kaybolup kah bulunuyorum. Seviyorum yoğunluğumu yorgunluğumu evet ihtiyacım olan bu ama bu benim doğam en büyüğü de artık bunu inkar etmiyorum. Artık?
Bakın yol öyle uzun ama zaman öyle kısa ki olduğun benliğinle  istediğin benlik arasında arafda, bilinmezlik de, kaybolmuşlukta kalmamak için en büyük önem farkında olmak. Farkındalık?
Soru sormaya korktuğum zamanlarım vardı benim.
Cevaplarını bulamayacağımı düşünmekten korkularımla yüzleşememek. Pişmanlık kavramı vardı. Hayatımın kritik noktalarında. Ama şunu farkettim ki hataysa senin hatan! Seçiminse senin seçimin. Bırak bu sensin. Sen ilk önce kendini pişmanlık kavramına uzak tuttuğun zaman inanmaya başlarsın. Kendine inanmaya, kendini sevmeye. Ben biliyorum ki, ki zaten sizinde bildiğiniz bir şey mutsuzlukları var çoğu insanın. Çoğu insan yaşadığı hayattan zevk alamaz halde. Ama hayatın sana verdiği kavramlarla kaçınılmaz bir mutluluk elde ettiğin zamanları unutup nankörlük yapma. Ne hayatına ne de kendine
İyi geceler 🙋 :)

2 Kasım 2017 Perşembe

    Söndür bütün ışıkları. Şimdi karanlığa bak ve orada kendini ara. Bulmaya çalış nerede olduğunu, nasıl bir halde olduğunu, en son nasıl bir tavır sergilediğini ve üzerindeki giysilerinin rengini zihnin de canlandır. Bir müddet düşün. Daha sonra saptığın düşüncelere, zihninin kaydığı zamana git ve gel. Ve artık ışıkları aç.

    Her şey iki parmaklarına bakıyor ve sadece yapman gereken biraz farkındalık. Yaptığım hatalar için elimden geldiğince özür dilemek hep benim fıtratımda vardı. Bilmeden yaptıklarımda ise hissedebildiğim kadar yine özür yüklü anlamlarla yaklaştım insanlara.. Hiç hissedemediğim ve kırdığım insanlardan özür dilerim. Ama sonrası şu ki bazen hissedememenin getirdiği şaşırtıcı cümleler varmış hayatta. Her geçen gün ise ilmek ilmek işleniyormuş ama haberim yok, bu denli yoğun olduğuna hislerim bile kapalıymış meğer.. Sonra dönüp baktığımda gidenin zaman olduğu götürülenin de ben olduğumu gördüm. Zaman giderken, hızlı olmasına sebep olan insanlara olan uğraşımın toz olduğunu.. Ne bileyim bu da böyle bir geceden anı hissi. Kırgınım evet en büyüğü ise sustum.
     Şöyle ki güzel olan bir şeyden de bahsedeyim. Hayatım da içinde bulunduğum bilmediğim çoğu alanda çok savaştım. Kolayca pes etmedim, kendimden ruhumdan vazgeçtim ama adımlarımı bir kez olsun geri çekmedim. Bazen nefret ettim, bazen hiç dinlenmedim ama en çok sorguladım!
Şimdi ise..
     Verdiğim hiç bir savaştan pişman değilim. Enkaz diye adlandırdığım çok zamanım oldu ama hepsine değdi. Mutluyum çünkü emeklerinin sabrı sonun da mutluluk varmış. En büyüğü de, tüm güvenle sabrettiğim sabrın bile kıymeti, karşılığı varmış. Bak arkadaş yorul, mahvol en kötü anın, en rezil bir dönemin dahi olsa çıkma gitme kendinden. Vazgeçme. En azından bir kez dene. Yani yenilmeyi de göze almalısın. Sonun da ölüm olan tek şey yaşam. Ve şu yaşamın ikinci beklentisi senden cesaret. Ve emin ol herkesin içinde bir yerlerde deli bir cesareti vardır. Yürüdüğün sokaktaki binanın, birden ziline basıp kaçma hissine kapılıp yaptığın gibi..

    Bu gece biraz günlük havası sezdim kendimde :D Var olan güzel anılara ve gelecek günlerin güzel- kötü olsa bile güneşin doğacağı sabrına..
İyi geceler :)))




31 Ekim 2017 Salı

Elimin Altındaki Mor

Hadi bana üfle dedi, kız.
Yeniden ruhuma, nefesinden varoluşumu işle.
Yeniden ölmek için doğmalıyım dedi.

Yaşadığımız sürede ölümle olan ince selde yürümek için bir fırsat sunmalıydı. Ona hayatında attığı adımlarla evren çizebileceği fısıldanmalıydı. Var olan ihtiyaç ihtiyat edilmeliydi. Yine gelmeliydi aynı düzene farklı bir dünya ile.

Hadi bana üfle dedi yine.
Tatmam gereken hazzı hatırlamalıyım nefesinde.
Nefesinde nefsini görmeliyim, görmeliyim ki hükmedebileyim, dedi.

Ona var olan sevgi yine verilmeliydi ama o işleyebilsin süsleyebilsin diye. Ona tekrardan ölüm sunulmalıydı.
Parmakları kanarcasına eşmeliydi toprağı.
Kafasını kanatma pahasına yolmalıydı bütün saçlarını.
Öfkesini kusarcasına boğmalıydı insanları.
Var olan sevgiyi nefrete dönüştürmeyi öğrenmeliydi işte.
Öğretilmemeli.
Söylenilmemeli.
O kendisi ögrenmeliydi.
İçinde bir yerlerde içinden çıkmayı istemeliydi.
Ve hadi ona yine üfle nefesinden, sesindeki nefsinden dedim bende!

27 Ekim 2017 Cuma

ses..siz...essiz


Artık sessizlik vakti.
Suskunluğun hüküm sürdüğü an.
Çoğu kırgınlıkları toparlamak gibi bir çaba yok artık.
Sustuğum kadar kaybedilenler, belki de kaybeden benliğim.
Ama yoruldu artık.
Zihin, dost, arkadaş...

26 Ekim 2017 Perşembe

geceye bir şarkı


Durup düşünmeye zamanın olur mu ? 
Yitirmeden anlamaz insan 
Sevdiklerin yolun sonunda 
Sarıl her fırsatında o insana 
Arkasından ağlayan olma 
Geri getirmez çok ağlasan da 

Durur, durur belki baş ucunda 
Annen baban kendi çapında 
Abin bile 47 yaşında 

Ömür, ömür sanki bir kara kutuymuş 
Gün gelince herkesin açılmış, 
Ama sorarsan hep geç kalınmış
Güzel günlerimizin bittiğini sanma 
Belki bir daha böylesi olmaz 
Ama her bi gün güzel aslında 
Yakın durmanın zor olduğu ortada 
Uzak olmak her zaman en kolay, 
Ama en zoru yalnız olunca 

Uyur, uyur belki hep yanında 
İlk sevgilin kendi solunda 
Her hatıra asılı duvarında 
Ömür, ömür sanki bir kara kutuymuş 
Gün gelince herkesin açılmış 
Ama sorarsan hep geç kalınmış 

                                                 PİNHANİ

13 Ekim 2017 Cuma

Fikirlerden Zikirler Ülkesine

Ben ki ya unutursam,
Sesini duyduğumda da hissetmezsem diye huzursuzlanırken..
Siyahlar denince hatırlayamayıp bütün renkleri hatlarına çizersem diye endişelenirken sen ya unutamazsam diye mi dertlenirsin?
Hangi duaların şüküründen?
Hangi ellerin zuhurundan dönüp dönüp geri gelirsin?
Sorgu suale cevabım çok ama halim yok ahvalim ruh diyenlerdensen sende haklısın yoruldun.
Ama dumanlara selam olsun ilk yaratılıştan, haberin alındığından.
O zaman sen hangi dumanda zikir etmektesin de böyle gölgede keskinsin ?


Hesaplayarak ilerleyemediğin gibi yaptığın planlarla yapacaklarının tutmayışı şaşırtır seni. Sadece hissettiğin şaşkınlık duygusu olsa amenna alışa gelen bir duruma dönmesi döndürülmesi acı bir gerçek. Hani şu söylenilen "gerçekler acıdır" dünyası galiba burası komik tezat ama gerçek.
Daha sonra ne şans ama yada şanssızlık adına bir sürü olay yaşarsın buda mı dediğin an sus artık dahası gelecek zaten artık alışmalısın. Ha şöyle de bir seçenek var ki alışmamak da senin elinde. Güçlü karakterinde yada inanç meselesi bu, doğrularının meselesi. Kendini rahatlatabildiğin kadar kendinsin ama ne zaman ki sende kendine derman  olamadığın an ulan satayım dünyanın derdini bırak başkasını derdini.. kendine bulamadığın dermanını kime bulup da vereceksin.
İşte acı bir gerçektir ki hayat senden bencillik ister. Acı gerçekki hayat senden masumiyetini ister. Hayır isyanın bir karı olduğuna da inanmadım zaten hiç ki bu hala böyle sadece zamana bırak bakalım su akıp yolunu bulacaktır elbet.

8 Ekim 2017 Pazar

Benzettim Gibi

Derin bir nefes alırmış gibi.
Onu hiç ulaşamayan hücrelerine götürürcesine derin bir nefes.
Bir dine mensupmuş ama nefsine hakim olamamış gibi.
Yazdıkları aslında sürekli kısır döngü içinde ama yine de yeniden doğacakmış gibi.
Hiç haberi de yokmuş gibi.
Bir gizemi bin bilinene değişmeyecek yine de ondan güç alacak gibi.
Alacaklı gibi.
Kaçak gibi.
Ve korkak gibi.. 😀

31 Ağustos 2017 Perşembe

Ne zor şu dünya denen cisim
Heleki ışıklar kapandığında ki huzursuzluk hiçte yaşanılası değil.
Haksızlıklara acılara göz yumuyor olmak bile ölümün eşiyken yaşamak daha büyük bir işkence.
Gücüm var demeye sesim çıkmıyor gün doğumuna kadar.
Bir umut ki tekrar aydınlandığında dünya bende aydınlanıyorum bir o kadar.
Bazen isyan edesim çok sadece yaşamla büyük kavgam bir de küçük kızla....
Gelip geçici anlardasın biliyorum bir resim çiziyorsun küçük kız.
Bir yazı yazıyorsun..
Bu bile yeter şimdilik sev sevin..

Günün sözünü " o içten gülüşünü ne olursa olsun kimsenin değiştirmesine izin verme " demişti bir kadın.
.

29 Ağustos 2017 Salı

Bir ev
Misafir olduğun bir evlilik oyunu
Bir kadın bir erkek
Ve anne ve baba..
Zor olan dünyada ya bir zindan ya bir cennet
Kah kısmet kah kader dendi.
Dendi de dillenmedi
Ağlandı dayandı sustu
Bir dağa yaslandı kocaman bir dağ
Varlığı gölgesi göz yaşartırcasına.
Bir adam bir baba.
Bugün günlerden baba
Can baba varlığının heyecan yaşattırdığı baba
Sesinin bakışının varlığını zenginligini yaşattığı adam
Bugün günlerden çok şükür
Bin şükür...

19 Ağustos 2017 Cumartesi

Bu gecenin Şiiri ;

                              Biraz Değiştim



Biraz değiştim,
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar

Değiştim
Unutamadığım sözlerinin arasında sıkışıyorum,
Bir yanım kendimi kolluyor bir yanım seni
Ben benimle savaşıyorum,
Seninle değil

Sonucu kılıcı kuşananından belli olan bir savaşın,
ne kazanabileni ne de kaybedeniyim
Sorun değil

Elbet Alışırım
Biraz alıştım.
Her şey kadar, her kez kadar, sen kadar

Alıştım!
Varlığını istemediğim tüm eksik yanları
Ve çokluğunu da, yokluğunu da istemediğim
iki arada bir derede duyguya alışıyorum
Bir yanım bırak diyor bir yanıma
Kesin değil! Henüz tanıştık
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar

Tanıdığımı sandığım bana daha yakınım artık
Duvarlara anlatırken öğrendiklerim kendi hakkımda
Ve aynalarda ağlarken gördüklerim kendi tarafımda
Bir yanım memnun oldum diyor,
bir yanım tanıyamadım daha
Samimi değil
Bir hayli kırıldım
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar

Canıma batan her halin felç gibi indi bedenime
Gözlerimden tut da ciğerlerime kadar kırgınım
Aslında ne sana, ne olanlara
Kendime kırgınım!..
Maziye hiç değil, âna kırgınım
Anlatamadığım, anlayamadığım masalların bana yaptıklarına
Dinlediğim şarkılarda bana seni anımsatan şarkıcılara
Beni anladığın kelimelerin bana her şeyi anlatıyor gibi geliyor oluşuna
Bir hayli kırgınım
Beni ben kırdım oysa
İyi değilim.
Galiba yoruldum
Her şey kadar, herkes kadar, sen kadar

Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan
Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan
Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum 


Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!..
Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum.
Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık
Ki Seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!..

Toprağa bakan yanım senden zaten ayrı
Sana bakan yanımsa toprakla aynı
Hıh! Ne yaparsan yap, gördüğünün seni görmesini bekleyemezsin!

Gözlerim yorgun
Dudaklarım, dudaklarım hissiz
Dokunulmadan geçen yıllar bana ağır
Sarılmadan geçip giden uğurlamaların, kavuşmaları hep beklentisiz
Söyleyemediklerini söylesende şimdi
Sesine aşina yanım, onca sessizlikten sonra artık sağır!
İsteyerek değil
Çok çalıştım

Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkiye
Ve bence bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen
Daha öncede gitmiştim
Çok çalıştım
Paylaştığımız hayatımızda bıraktığın onca üstü kapalı git izine
Beni yerle bir eden kendince açık olan her tepkine
Ve bende bana tanımadığım bir adamı göstermene rağmen
Gitmek için, bitmek için, sana huzur vermek için
Çok çalıştım

Daha öncede gitmiştim
Kendi isteğimle
Anladım ki daha önce sevmemiştim!

Çok çalıştım inan
Değişen yanımın aslında hep aynı olduğunu göstermeye
Her defasında daha da tozlanan canımı kırmadan korumaya
Ve alışmaya kendime
Bu göz gözü görmez dumanlı halime
Çok alışmaya çalıştım hem de

Tanıştım seninle doğan yanımla da, ölen yanımla da
Birini yaşattım! Yaşatıyorum da hala
Ama diğerinin ölmesine engel olamıyorum da

Yorulmak, dinlenmekten geçmiyor
An be an çöküyor, insanın içindeki güç
Işığı sönüyor
Beyaza dönüyor rengi git gide
Hissizleşiyor

Ne yormak istedim Seni,
Nede yormak kendimi
Çok çalıştım
Gitmeye de kalmaya da
İkisi de aynı acı, ikiside rezil
Daha öncede gitmiştim
Ama böyle kalarak değil
Böyle kalarak değil


Öyle özensizce kopyala yapıştır yapmak içime sinmese de duygularımın özeti ile bir şiir gecesi. İsterdim her bir kelimesini yazarken parmaklarımdan kalbime uzanan bir his dünyasına gömülmeyi ama bu seferlik böyle olsun zaten bu ilk olsun...

14 Ağustos 2017 Pazartesi

Siz hiç dumandan bir denize kuş oldunuz mu?
yada uçmak için dumanlara ait olmayı seçtiniz mi?
Seçmek ?
Nedir seçmek seçebilmek özgürlüğü?
Eliniz de miydi bütün kararların sonucu?
Kararlar..
Zorlanabilmek de bir güç siz bunun farkında mıydınız ?
Hani seçebilmek adına sonsuz özgürlük diyorum.
Diyorum da duyamıyorum desem bütün sesleri kesebilir miydiniz benim için?
Bütün ölümleri ölenlerin ruhuna hediye eder miydiniz?

Siz hiç gözden akan dumanların için de boğuldunuz mu?
Boğulmama çabasında çırpınan bir fil misali.
Bir filin hortumunu başınıza taç edindiniz mi?
Nice ağırlıkların ağrıların yüküne hamal olmayı meslek edindiniz mi?


6 Ağustos 2017 Pazar

İki genç, bir şemsiye, bir bisiklet ve bir buket çiçek..



     HEİRAN                                                                 

'' Neden masallarda hep biri kaybolur ve diğeri onu aramak zorunda kalır?
Allahım ben bu masalın neresindeyim?
Başında mı ortasında mı sonunda mı?  ''                                                        




''Sen gidiyorsun, tozlar içinde kayboluyorsun.
ben sözümden çıkmadım, sen de sözünden çıkma
Bu defa öyle döndün ki sonsuza kadar birlikte olacağız.
Şimdi ne zaman bir yağmur yağsa çiçekli başörtümü örtüyorum.
Kırmızı yeleğim ve o çiçekler ki sen benim için getirmiştin.
Bisikletin önünde sen oturuyorsun, arkasında ben...
Bisiklet ilerledikçe o eski günlere dönüyorum.''




         Bir İran filmi ki en saf, en zor, en güçlü ve en cesareti işleyip işletebilen.



4 Ağustos 2017 Cuma

Bir Sonbaharın Vakti..



Ve göz açıp kapatıncaya kadar ki sure misaliydi bütün Aşk
Sürenin kısıtlı olması değil sürekli olmasıydı belki de bir türlü bitmeyişinin sebebi.
Bitmeyişi güzel miydi bilinmez ama sevmek çok güzel bir şeydi.
Ve aşk diye adlandırması belki de doğru değildi.
Yoksa tekrar sever miydi bu kalp başka bir hayali.
Adını bilmediği şeyin ne olduğunu bulamasa da aşk olmadığını öğrenmişti.



                                                                                                                  ...07.16...

Tutarsız Uçurum

Umuda giden yolculuk misali hayatım
Oturduğum koltuktan etrafımda olanları izlerken,
hepsine anlam yüklüyor olmam yada gördüğüm her cismi hayatımda ki olaylara benzetme çabam.
Ne kadar iyi düşünürsem iyi olacağına inanmışlığım bugün yeniden el kaldıryor düzene!
Buradayım. Ben buradayım dediğini duyururcasına.
Gözlerimde doğa fikrini izlediğim ağaçlar birer birer geçip gidiyorlar, tıpkı insanlar gibi..
Bulutlar ilk göründüğü şekilde kalmıyorlar ki
Yada benim gidişimle alakalı ki şaşırıyorum her zamanki gibi
Şekillerinin bozulduğunu görmek istemediğimden bir daha bakamıyorum geriye.
Hoop bir uçsam gökyüzüne bulutların en derinine
Zarar görmeyeceğim bir alan olsun yeter.
İnan ki yeter.
İnanın ki yeter.

Sonra..
''Böyle sadece izlesem şu garip dünyayı.
Bir gece bir yıldıza misafir olsam mesela.
Böyle parıltısında gözyaşlarım parlasa.
Bir elmas değerindeki insanlara, insanlarıma ağlayışımı değerli kılsa'' diye şarkı tutturuyorum yarasalara.

20 Temmuz 2017 Perşembe

   "NE ZAMAN KI BİR TARAFA DÜŞECEK GİBİ OLSAM DİĞER TARAFA ABANDIM."

   Hepsi bu fazlası yok. Bu şekilde  dengede kaldım, böylece ortada durabildim.
Haham müridlerine diyor ki, "Tanrı'ya nasıl hizmet edebileceğinizi mi soruyorsunuz?"

    Ne fazla sefahata düş, ne de hayattan el etek çek.  Ne fazla dünya da kal, ne de ondan kaç.  Dengeyi tutturmaya devam et. Fazlasıyla sefahata daldığını hissettiğinde biraz inzivaya çekil ve fazlasıyla içine kapandığını hissettiğinde biraz daha sefahata kay. Hep orta yolu tuttur.
  Hindistan yollarında "Solda Kalın " şeklinde işaretler görürsün, Amerika da aynı işaretlerle "Sağda  Kalın " der. Dünyada iki tür insan var: kimisi solda, kimisi sağda kalır. Üçüncü tür ise farkındalığın zirvesin de olanlardır. Orada kural "Ortada Kalın " şeklindedir.
   
     Ve dengeyi ortada bulacaksın.


                                                                      OSHO




"Gercekten dünya da ahlaki konularla ve zor kararlarla sık sık karşılaşacaksın ve daha önce de dediğim gibi dünya dikensiz bir gül bahçesi değildir. Gel gör ki anlamanı sağlayan güce şükredelim ve yapman gerektiğini anladığın şeyi yapabileceğin güne ulaşmaya çalışalım."

                                                         J.GREENBERG

18 Temmuz 2017 Salı

Nil'e Adanmışlıklar

Çölün ihtiyacı olandı Nil..
Bağımsızlığının farklılığıyla uçsuz bucaksız umuduyla, farklı kılınmıştı.
Üç farklı yaşamı içinde kılan bir Nil olmayı dilemişti O'da.
Dini, fikri, sevgiyi sarıp güçlü bir kan misali akıp gitmekti bütün derdi.
Her ayrı kolun bir kalpte buluşmasını dilemek çöle büyük bir orman hediye etmesi gibi imkansızdı..
İmkansız sayıldı ama yaşandı ama ağlandı.
Nil ağladı.
Ağladıkça uzadı acıları her acının bir hayata dönüşmesinin hikayesiydi gizli olan.
Öyle bir Nil ki fütursuzca sonunu hiç düşünmeden gidebildi.
Gözyaşı pahasına bütünlüğünü adamıştı.
Geçtiği her yolda bir damla bırakmış ve ona yaşam demişti.
Düşünmeden sonunu, kendini geride kalanlara adayarak can yangınıyla akıp gitti.
Yaşamı yaşatabilmek adına diğer hayatlara hayatını bahşetmişti.

O öyle bir Nil olmak isterdi ki onun kudretinde meczup bir lisandı hayali.
İnsan nazarından dökülen bir bakıştı, baktıkça nakıştı, en çok da ona yakıştı..
Saygıyla sevgiyle aşamadığı yüklemlerin hepsini yutabilmeyi varoluşunun amacı saymıştı.
Olamazdı, olamadı da. .
Yutkundukça hepsini kalpte toplamak da sevdaya dahil miydi?
Ve Nil'in yüceliğinin cezasının adı Aşk'tı.

O'un cezası niye aynı kılınmıştı diye istemsizce sisteme isyanı vardı.
Kıskanmıştı kudretini, barındırdığı kalbini,
En çok da fedakarlığını..
Feda ettiği hayatını, canını, cananını..

Yeşerdi bütün renkleri
Su yeşerdi, çöl yeşerdi.
En çok ona yakıştı bu renk .
Tuhaf olan ise öldükçe dirilmişti diğer hayatlar. Ağladıkça can bulmuştu bütün canlar.

Peki ona karşı koyan büyük gücün Güneş olması ?





                                                                         - 1 -

Bir dolmuşun penceresinden bakıyorum yaşama. 
Naif bir rüzgar hafif bir gülümseme. 
Elime dökülen duygular
Kulağımda müzikle 
Bugüne hayran oluyorum. 
Kendimden kaçıyorum da haberim yok Seyyah.
Huzuru buldum da geldim uzun yollardan yine de yavaş yavaş aşıyorum engellerimi.
Seyyah üzüntüm azaldı ama geçici mi diye sorarım sana ? 
Kim de bu güçlü sorunun cevabı? 
Dinle Seyyah bu sefer.
Kalbinin dışında ki sese kulak ver.
Ver ki içinde ki çocuk ölmesin.
Elini bu sefer dön içinde ki çocuğa uzat.
Büyüsün seninle birlikte oda büyüsün.

4 Mayıs 2017 Perşembe

Kendi sevgi ve delilik tanımın için..





    Bak, dinle beni, dedi Furi.
''Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiç bir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim..!! Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk da vadetmedim. Sana ancak bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşman da yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler de vadetmedim hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı kocaman bir yalandır.. Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur!!
   
                                                                                                              J.GREENBERG            

 Ve sen eğer bu savaşı istemezsen sana asla yardım etmeyecek insanlar var etrafında. İstesen belki bir ihtimalin olabilmesi ile.
Sana senin savaşını sunamazlar ki zaten. Sen ki savaşını kabul edip için de bulduğun an kendini korkma. Düşünmeden sorgulamadan savaş. Her ne olursa olsun, nasıl duygular, nasıl derinlikler olsa dahi bunu anlamlandır hayatın da.

  Yorulacaksın, çok derinlere gömüldüğünü hissedeceksin. Savaşın kolay olduğunu kim düşünebilir ki zaten hele ki bu senin kendi savaşınsa..!
  Yorulacaksın hem de çok.
  Yorulacaksın savaşını kabul etmeyenler ile. Anlatmaya çalışma onlara sorgulamalarına izin verme. Hatırla en büyük kalkan da koruyucu da sensin burada.
Çok acı ama kendini kendin için korurken ölmeme çabasındasın belki de!

   Ama her bitti dediğinde her yara da aslında daha da hırslanıp daha güçleneceksin. Bak milyonlarca insan var etrafında ve herkesin ''kendi seçimleriyle, kendi hastalıklarıyla, kendi kendileriyle, karşısında ki insanlarla, hayatla, seçemedikleri ile... Dini ile yönelimleri ile '' .... '' ülkelerin ülkeler ile, toprakların topraklar ile, erkeklerin kadınlar ile , sevgisiz insanların mutlu insanlar ile, üstün insanların üstünlüklerini sergilemek ile, ezilen insanların sorgulamaları ile, susan insanların sessiz çığlıkları ile'' savaşlar var. Var ve var olan en büyük gerçek savaşanlar var..

Yaşamının her yerinde her dakika savaşan insanlarla geçiyor işte.
Farkında mısın? Farkındaysan..
Söylesene sen neredesin ? Hangi kimlikte kim olarak hangi savaşını vermektesin?
Ve en az hasarla kurtulmaksa amacın öldürmeden seyir halinde misin?
Peki savaş nedir ki sende ? Kötü bir anı, kötü insanlar ya da kanlı bıçaklar ?


Tezatlıklar ülkesi burası anlamaya çalışma. Zaten anlamayacaksındır olanları, yazılanları, yaşananları.
Ama sorgulayarak yaklaşım sana insan olduğunu hatırlatacaktır her zaman.
Neye göre kime göre..?


Dinle bak ölürken yaşamak, yaşarken ölmek; savaşırken teslim olmak ve teslim olurken savaşmak zorunda kalıyorsun, değil mi?




7 Nisan 2017 Cuma

  Bizi ayıran çizgi....
Aynı mı nakkaş servi ağacına aşılı yabani gül dalı senin içinde ve benim içimde? Eğer aynıysa gördüklerimiz, peki farklı olan ne benim yazdıklarımla senin çizdiklerinle?
  Senin çizdiğinle benim yazdığım arasında fark var nakkaş. Hem de aramızda zaman ve mekanla çoğalan cinsten değil, alarm cihazları ya da surname minyatürlerinin emniyetinden sorumlu güvenlik görevlileri kadar değil, aramızda üçüncü boyutlar kadar derin bir fark var.
  Bu yüzden senin çizdiklerin doğrudan tanrıyla ve öteyle muhattap da benim çizdiklerim için ışık gerekli.
  Bu yüzden senin çizdiklerin herkesle konuşmuyor da benim çizdiklerim herkese anlatıyor.
  Senin çizdiklerin derinleşiyo da, benimkiler sadece genişliyor.
  Seninkiler bu dünyayı aşıyor da benimkiler kalıyor.
Nakkaş  nasıl söz edebilirim seni görmekten?

                                                N.B

6 Nisan 2017 Perşembe

Bir ben varım bir de içim de küçük dünya.
Hani bir dünya var ve dışarda yabani yabancılar.
Savaşlar var
Bir de savaşan duygularla insalar..
Gözyaşıymış onları koruyacak olan
Uçsuz bucaksız bir kalkan gibi
Gülümsemeyi silah ilan etmişler
Gözleriyle nişan almışlar hayatı .
Karşılıklara
Karışıklıklara
Olumsuzluk ile ölümsüzlüklere.
Fazla gelmiş içinde ki dünya dışında ki gerçeksizlere.
Sığamamış, güneş ısıtamamış saçlarını.
Ne kadar içine alsa da o kocaman dünyayı yaklaşamamış işte bir türlü Güneş'e.
Siyah güllerine yeşil yapraklar biçememiş.
Sesini duymamış onun, notalara yabancı sağır bir dille sonbahara bile yazgılı olamamış..
Yalnızlığa da!
Tanıyamaz oldu içinde ki dünyayı.
Şimdi ise yabancı kesildi bütün duygularına, içinde ki o çocuklara..
Sorum var koca dünya
Kainata el kaldırıyorum.
Siyah güllerde güzel kokmaz mı?
Olmayan yaprakları ile ellerimi dikenlerinden koruyamaz mı?
Ya da şu büyük dünyaya sığamamış küçük dünyasına Güneş hiç doğmaz mı..?



Sorum degil de sorularım varmış koca dünya
Suskunluğum degil de çığlıklarım
Rüzgarlarım varmış savurmasını dilediğim.
Ve siyah güllerim varmış..
Ev sahibi olan toprağa bedel ödediğim!

30 Mart 2017 Perşembe

Bir Mektup



Çok uzun zaman oldu bu semte uğramayalı .Özledim hem de çook.. Anlatmayalı, anlatamayalı.. Çok sessizdi uzun uzun dinledim. Yağmurun rengini, güneşin sarısını.. Güzel şeyler oluyor bu hayatta kötülerin de yanında. Hele ki sevdikçe sevildikçe.. 
Aldığım güzel bir mektup ile uzatmak istiyorum ellerimi hislerime.
O zaman perde açılsın ve Işık :)





''Kıymetlime...
 En sevdiğim şarkıların notalarını saçlarına benzetiyorum.
 Sanki su şırıltısı ses tellerinden yankılanan.. Gülüşlerini en sevdiğim filme benzetiyorum. Hiç  yorulmayan bedenini her defasında bisikletten düşüp dizlerini yaralamış, ama hiç bir zaman  yılmamış o munzur çocuga... Zaman zaman da, hatta çoğu zaman siyah beyaza bürünen Panda' ya. 
 Nasıl da parlıyor gözlerinin içi. Güneşe mi bakıyorsun sen her daim? Kelebekler mi geziyor  damarlarında için hep kıpır kıpır? Rüzgarı bana sen mi yolluyorsun kirpiklerin ile? Dokunduğun her  şeyi güzelleştiriyorsun nereye saklıyorsun o sihirli değneğini? Öyle güzelsin ki, ucun bucağın  görünmez maviye bezenmişsin.. Ama öyle herkesin  bildiği maviler değil. Sana baktığımda ben öyle  şeyler görüyorum ki.. Mutluluk en çok.. Sevinçlerim.. Şükür edişim bazen.. Derin duygularım..  Farkındalıklarım.. Işık yakan çoğu zaman. Umut veren.. Tüm kötülükleri bir anda alıveren küçük  ama yüreği kocaman insan..
 Yüreğin de bana yer verdiğin için teşekkürler.. Bu şansı yarattığı için binlerce şükürler O'na..
 Mutluluk senin olsun..
 Sen mutluluğun..''

                                                                                                                                    04.03.2017

Bana sevginin bu dünyada ki en büyük hediye olduğunu, bana sevilmenin nasıl farklı bir his olduğunu ve beni bana hatırlattığınız için sonsuz teşekkür ederim...
''Mutluluk bizim olsun.. 
Biz de mutluluğun..''


13 Şubat 2017 Pazartesi

Kuşadası :)


Açtım zihin defterimi ve geçmişten bir gün seçtim. Bugün günlerden Kuşadası :)

Üniversite hayatımın ilk yılın da yaptığım tatilin en keyiflisi, en güzeli ve en dostlu olanıydı. Henüz hayatın başında olduğum 20' li yaşlarda karşıma çıkan çoğu insanın dediği en güzel öğüt; ''O an ne istersen onu yap, kendi sınırlarını zorla ve pişman olma çünkü asla bir daha bu yaşa gelmeyecek, bu zamanda ki gibi keyif almayacaksın.'' ile zihnim de tatil fikri belirdi. İşte bir anda gelen tatil fikriyle iki cümle belirdi dudaklarımda. Eee birde dostun arkadaşın çok olunca güzel geçirdiğin zamana onlarında dahil olmasını istediğinden ''Hadi kimlerin valizi hazır, bir tatile ne dersiniz?'' oldu. 
Tabi bu kadar kolay olmadı yola koyulmak, çünkü kimisi evet dedi kimisi hayır. Kimisi o gelmezse ben de gelmem dedi. 
Dedi, dediler derken ben de ''Valla biz gidiyoruz Ayşe ile'' dedim ve başladık toplanmaya. Sonra bir baktık ki hepimiz hazırız ve heyecanlı bir şekilde yola düşmüşüz. 

Nerede kalacağımızı bilmeden hatta yol iz bilmeden çıkmıştık. Ama günümüz teknoloji sonuçta kalacak yer bulmakta zor olmadı, yemek için mekan bulmakta. 




Farklı karakterler ile tatil yapmak tabi ki 
biraz zor. Çünkü herkesin zevki görmek istediği yer, yemek istediği yemek aynı olmayınca ister istemez uyuşmazlıklar doğmuştu.  Fakat biz de bunu anlayış ile aşmıştık. Sonuçta herkesin kendini, zihnini, ruhunu dinlendirmek istediği kişisel bir tatil de olursa daha keyifli olacaktı ve hepimiz bunu bilincindeydik.

Daha sonra bu güzel şirin bahar dolu pansiyonu 
bulduk ve hemencecik yerleştik.  İki gece 
üç günlük olan tatilimiz de dinlenmek için sakin ve huzurlu bir adresti. Geceleri güzel sohbetler ettiğimiz, şarkılar söylediğimiz, ağladığımız, güldüğümüz... 

       


               
Ve benim gittiğim bir yer de dikkatimi çeken aklımda kalan mekanlar, insanlar, olaylar vardır.  Bu kısa tatilim de dikatimi çeken belli başlı yerler vardı. Küçük, şirin, sempatik, dolu dolu tarih kokan ve tam bahar şenliği misali rengarenk sokaklar; oradan anı olarak alıp dolabınıza, kitaplığınıza koyabilecek ve hediye verebilecek eşyaları bulunduran dükkanlar... O sonsuz maviliğiyle huzur veren denizi, geceleri ayın, yıldızın, şehrin ışıklarının yansıması..
Bir insan yaşadığı her saniye de mutsuzluk için de adım atabilir mutluluk için de ve ben o an bana bahşedilmiş güzel zamanı güzel insanları güzel mekanı değerlendirmem gerektiğini hissettim ve öyle yaptım. Unutamayacağım unutmak istemeyeceğim anlardan birisiydi bu tatil..


               




Tabi biz gittiğimizde Güvercin Adasında restorasyon olduğu için gezme imkanımız 
olamamıştı. Sadece uzaktan bir kaç anlam yükleyerek tartışabilmiş ve bir kaç kare de 
fotoğraflayıp anı defterimize yerleştirmiştik. Aaa bir de tekne turuyla etrafın da 
gezmiştik unutamayacağım anı içerisin de ki en güzel anı :) Kesinlikle keyifliydi çünkü kafa dengi arkadaşımla '' Hadi bir daha ne zaman yapacağız zaten '' deyip birbirimize baktığımız anda bütün dünya sanki avucumun içinde ki en büyük mutlulukmuş gibi hissetmek paha biçilemez. Varsa böyle arkadaşlarınız bu fırsatı değerlendirip zamanınızı buraya ayırmalısınız. Ama şunu da eklemeliyim ki yalnızlık hayata başka bir açıyla bakmayı sağlar. Kendinize ve içinizde ki çocuğa hediye tatil etmek için güzel bir yer. Ve güzel haber ki restorasyon geçtiğimiz aylar içerisinde tamamlanmış olup güzel bir şenlik ile halka sunulmuş. Tekrar gezip görmek için yeterli bir sebep ;)


Zamanlamamız şöyle farklıydı çünkü henüz sezon açılmamıştı. Çok fazla kalabalık değildi ve de deniz oldukça soğuktu. Tabi ben ruh halime göre ortamı seven birisi olduğum için az insanın huzuruyla sakinliği hissettim oldukça da güzel dinlendim. İnşallah en kısa zaman da Güvercin Adası ile daha yakinen zaman geçirip güzel anılar paylaşabilme zamanı bulurum.


Ve ardından bu güzel günlerde beni huzura davet eden kitaplarım. İşte kaçıp gitmek istediğim anlarda beni içine alıp bütün kötü insanlardan koruduğunu hissettiğim, bazen o satırların arasında gezerken bir köşesine oturup ağladığım, bazen koşarak kaçtığım 
bazen de sanki bir aynayla karşı karşıya olduğumun resmi. 
Öyle ki karşımda dünyanın güzelliğini kanıtlayan sonsuz maviliği, yaşamın devam ettiği gerçeğini duyuran martı sesleri.. Öyle ki bir fısıldasam suya her şeyi bütün gizemi gidecek gibi. Ama babam hep der ki kızım '' Mutluluğunu, hüznünü, sırrını, derdini suya anlat o dinler seni ve en güzel o gizler. Hani sonsuz mavilik diyorsun ya sonsuz huzuru, sonsuz mutluluğu onda bulursun evet ama sadece dikkat et sonsuzluğa aldanıp kaybolma boğulma orada. Sonsuzluk bize mahsus değil çünkü.''.
Ve burdan sonsuzluğa selam olsun o zaman ;))


Ve hayatımda olan değerli kızlarım, canlarım. Onlarla bu tatil çok başka çok daha güzel, eğlenceli, deli dolu sohbetlerle geçti.. yazabileceğim o kadar çok şey var ki bu kızlarım hakkında yetmez şimdi ki kelimelerim. Ama şunu demeliyim ki arkadaşlarım konusunda şansım her geçen gün güzelleşti ve güzelleştiren insanlar bu kare de. Onları çok seviyorum. Ve tatil de yanımızda olamayan Çiçekli'ye buradan sevgiler :)) 

Bir daha ki Kuşadası gezisinde yine güzel anılar yaşamak ve sizin de böyle güzel güzel günler tatiller geçirmeniz dileğiyle. Umarım bütün bir ömrünüz iyi ki cümleleriyle kurulu olur. 
SEVGİLERLE... 











7 Şubat 2017 Salı


Yağmur; kuşlar suların üzerinde çığlık atarak uçmaya başlayınca, gitmeliyim..
                                                               N.B
 

3 Şubat 2017 Cuma

NOT 1

Hayatının dönüm noktalarında bazı insanlarla karşılaşırsın veya bazı kitaplarla.
Ve benim de hayatımda büyük zaaflarımı barındırdığım kitaplarım oldu. Büyük çaresizlikler ve büyük umutların filmini izler gibi okuduğum kitaplarım. Ve bu kitapların için de, içim de olan yerlerin benzerliğini keşfettiğim. Bu yüzdendir ki bazı kitaplar çok büyük izler bırakmıştır bende.
Kitap kavramından bahsedecek olursam böyle uzay boşluğu kadar derin ve sonsuz. O sayfalarda kaybolabilir, o sayfalarda ki insanların adını kendi adımla değiştirebilirim. Yazılanları kendi hayatıma uyarlayıp yeni senaryolar yazabilirim. Ağlayabilirim, gülebilirim.
Yaşanmışlık aramam yazılan kitapta, senaryoda, küçük bir yazıda veya bir şiirde. Çünkü hayallerimizin içinde, olmasını istediğimiz gerçeklikler yatar bazen. Somut değildir belki hayaller, ellerinle dokunamazsın ama hissettiğin o soyut kavramları ellerinle kaleme döküp somutlaştırabilme ihtimalidir kitaplar, yazılar, senaryolar veya şiirler.. Bu yüzden hayatımda büyük etki bırakan kitaplarımdan bir kaçını buraya yazmak istediğimin habercisi bu küçük yazıda. Bir sonra ki yazımın ne olacağına dair verdiğim bir not oluşunun bir ilki. Evet yaşanmışlık aramam kitapta hissetmek için fakat buraya yazacağım kitaplardan birisi yaşanmışlığın ta kendisi. Gerçi önce ki yazılarımda da bir kaç okuduğum kitaptan alıntılar not düştüm ama şu andan sonraki not düşeceğim kitabın öneminin kanıtı sanırım bu. Ne bileyim etkiler, izler not edilmeli bence. Not edilmeli ki belki diğer insanlarda da iz bırakma ihtimalini gerçekleştirebilmeli.


Git...




Bak aslın da şu yaşam dediğimiz bir müzik misali sazlı sözlü, mutlu hüzünlü, sesli duygulu...
Açarsın bir müzik sesi dokunur ağlarsın, sözünü duyar hatırlarsın. İnişli çıkışlı notalarda mutlu olur can bulursun. Bazen kendi şarkını sen yazarsın; sözü yaşadıklarını, sesi ise suskunluğunu anlatır insanlara. Duygunu hisseder hissettirirsin, ilk önce ağlar sonra ağlatırsın.
Hayatın seyri bir anda öyle bir değişir ki hani bir müziğin bir notası hüzünlüyken diğer notasın da huzuru bulursun.
İşte bu şarkı da o hayatlardan birisi..
Her bir çalgı aletinin o ruhuna dokunuşları sana hayatın her bir noktasın da farklı duyguların barındırdığını hatırlatır. Hayallerin gelir gözlerinin önüne, insanların yapmak istedikleri, hedefleri, başarıları. Başarısızlıkları, mutsuzlukları, hüzünleri, umutları, umutsuzlukları.. Bilir misin mutsuz olmak için sebep öyle çok ki öyle kolay ki, önemli olan bu notalarda zor olduğunu bildiğin olguyu başarmaktır zaten.
Zor olan mutlu olmaktır. Güçlü olmaktır. Bir yolun üzerine çizilmiş bir çizginin üzerinde yuvarlanıp giden bir taş yığını olduğun günlerin vardır. Önüne çıkan her taş ilerlemene engel değil belki ama sana bağlanıp yüküne yük katar hale gelir. Bu yolun sonun da güçsüzsen o taşlar seni paramparça eder ve ezilir gidersin ama güçlüysen farklı olan her bir taş olan dertlerinden nasır tutar sapasağlam duvarlar örersin. Her bir taş bir derttir ve hayatı müziğe benzetirsen her bir taş bir söz, bir notadır.

Yapma insan yapma mutsuz olma. Gül, bütün olanlara bütün acılara, acıtanlara sen gül.
Yapma bir nota seç ve o notada can bul.
Bir şarkı yap içinde her şeyi barındır. Umudu, hüznü, özgürlüğü, sevgiyi, aşkı, huzuru..
Hiç korkmadan şarkılar söyle, söylerken hem ağla hem gül.
Öyle bir şarkı olsun ki hem onda insanı gör hem de insanın zerreden dahi küçük olduğunu hatırla.
Uyan bir gece, birden uyan. Sana o gece hayatın seyrini değişebileceğini hissettiren şarkını seç. Dinle, söyle.. Dinle, dinlet korkusuzca ..
Ağla korkmadan.
Gül utanmadan.
Sana doğru olan olgunun başkasının yanlış sınırlarının içine girmeden savun.
Ve hisset, çokça hisset bolca hisset.
Hissettikçe git peşinden ama sürüklenme.
Dikkat et düz bir yolda kaybolma.
Evet hissettikçe git ve sonra cümlenin sonuna bir ama yerleştir..
Git ama.. güçlü ol.
Git ama.. hissedersen seç.
Git ama.. kendi değerini seçtiğin şarkının sonuna bir ama diyerek yerleştirme.
Git ama.. bile bile yanma.
Git ama.. bulamazsan gittiğin yer de orada kalma.
Git ama.. uzattığın elin tutulmazsa kırılma.

Ama artık git.. Tutmayan elden git. Bulamadığın yerden git. Yanlış hissettiğin zamandan git. Yanlış aşktan yanlış dosttan yanlış hissetmekten.
Git.
Ve artık her şeyi yaptıysan git. Gücün adına, gururun adına, değerin kıymetin adına.
Aşkın adına ve aşkın aşkı adına git...






25 Ocak 2017 Çarşamba

KORİDOR

 


     Şimdi gördüğünüz bu koridor az çok tahmin edersiniz ki bir hastahaneye ait. Belki gördüğünüz çoğu hastaneden bakımlı, temiz ve düzenli. Çok daha kötü koridorlar, temizlikten bir haber olan ortamlarla kendinden farklı kılan bir hastahane. Hastane de ayırabileceğiniz iki çeşit insan vardır. Birisi hasta olan insan diğeri ise sağlıklı olan insandır. İşte burası bir fizik tedavi hastahanesi olup sağlık sorunununda fiziksel olanıyla ilgilenendir. Tabi hasta olan insanlarda kendi içinde derecelendirilir. Bu derecelendirme de fiziksel olanıyla kalmayıp psikoloji sorunlarını da ele almaktadır.

     Bu koridorun duvarlarının bütün hücrelerin de bir hastanın parmak izini veya onun için umut eden bir yakınının gözlerinde ki kuşkunun yansımasını seyredebilirsiniz. Her açılan bir kapıdan güneş ışığını bekleyen, her kapanan kapıda mezara gömülmüş umutları olan insanları hissedebilirsiniz. Sonradan veya doğuştan bir rahatsızlık ile yürüyemeyen, ellerini kullanamayan, hatta konuşmak da zorluk çeken yani vücudunun fiziksel hareket sorunu olan insanların savaşının tam içinde olabilirsiniz. Hele ki sizde o savaşçılardan biriyseniz...
    Bu koridorlarda fiziki güç veya güçsüzlük sorunun önemli olması kadar psikolojik gücün veya güçsüzlüğün önemini de vurgulamak isterim. Basit bir hata sonucu vücudun gücünü kaybeden insanların hayal kırıklığı, eğer umuduna ağır basarsa savaş başlamadan biter. İnancını yitirmeye başladıysa, daha kendini savunamadan yorgun düştüyse ki bu bir de psikolojik savaş ve umutsuzluk sebebiyle yenilir. Ne mutlu ki bazı hastaların geri dönüp baktığında ona ''Yapabilirsin.'' diyen yakınlarının var olması ihtimaline. Ya da doğuştan hiç var olmamış fiziki bir gücün savaş sonunda kazanabilme ihtimali inancı. Tabi bu hastanın da korkusu var ki oda hiç var olmamış bu gücün var olmamaya devam etmesi.
     Daha nice nice farklı bir sürü hastalar var bu koridorda. Umutlu olanı var umutsuz olanı var, savaşan var vazgeçen var. Onları seyrederken şükreden ya da kendi durumuna üzülen. Ve sende bu savaşın tam içindeysen; arkanda bir çift göz, önün de ellerini uzatmış insan aramak için etrafına bakma! İlk önce evet ilk önce kendine, ruhuna, beynine, sorunlarına, içinde bulunduğun savaşa ve sana bahşedilmiş diğer sorunsuzluğuna bak. Kendi gücünün farkına var ve savaşa hazırlanmaya bak. Bu yüzden tekrar yazıyorum burası fiziksel sorunlara çözüm merkezi, bu sorununun iyi olabilmesi için ilk önce ruhsal dengenin yerinde olması çok daha önemli.
    Bu koridorlarda yalnız değilsin. Senin için ağlayan bir yakının, seninle aynı yolda yürümek için ellerini uzatmış bir doktorun var olduğunu unutma. Bu savaşta yara alabilirsin, ama toparlan. Karar vermek için düşünebilmek için toparlan. Ve düşünebilmek akli dengesi yerinde olan insanlara verilmiş en büyük nimet. Bu her canının yanışında çığlıklar atabileceğinin göstergesi, bu somut olan bir şeye ağlayabilme kabiliyetinin kanıtıdır.
    Peki bu koridor akıl hastanesinin bir koridoru olsaydı nasıl olurdu orada ki hastalar, çalışanlar, geride kalanlar? Fiziki olarak her şey yerinde, bütün varoluşun şahane. Peki ruhun? Hayallerin ve düşünce dünyan? Kalbin ? Beynin? Hissettiklerin nasıl olurdu? İşte o koridorlarda savaşmak o kadar zor, kendine inanılması güç ve o kadar mucizevi bir şey ki bilemezsin. Ve savaşma kararını aldığında yaşamak öyle zor gelecektir ki, sana destek veren bir çift gözün olması ,elini tutmak isteyen bir doktor varoluşu ve her şeyi geçtim kendine olan inancın öyle yabancı gelecektir ki tanıyamayacaksın.
    İşte akıl hastası dediğimiz insanlar ne sebeple bu koridorlarda savaşmaya mahkum olmuşlardır bilmiyoruz. Nasıl şartlarda savaşçı ruhuna bürünüyorlar bilmiyoruz.  İşte hayatın aynı ismi verdiği bu ''koridor'' kelimesi farklı hastanelerde farkı hastalara iyi veya kötü bir dünya sunmakta. Farklı umutlar ve umutsuzluklarla. Unutma ki sorun her ne olursa olsun nasıl bir savaşta olursan ol  kendine olan inancını, umudunu asla yitirme. Her doğan güneş o güne umuttur bunu unutma. Ama her batan güneşi yenilgi sanma çünkü yarına umut olması için kızıllığa bürünmeli gökyüzü.
     Sende o koridorlarda olabilirsin bir gün. Belki arkada ki bir çift göz, belki uzattığın bir el belki de savaşçı olan hasta olabilirsin. Orada insanların acılarını, savaşlarını izle. Kendine inandığın kadar o insana da inan ve bunu ona hissettir.
      Şunu söylemeliyim ki hastalığın ya da karşında ki insanın hastalığı ne olursa olsun, hayatı boyunca bütün başarısızlıklara imza atmış olsun o insana söyle ''Yıldızlar gece güzeldirler. Onların değerini gün ışığın da anlayamayız. Ve o, bir yıldız olduğu için mutlaka parlayacağı zamanı bilecektir.'' Ki zaten bir gün öleceğiz, yıldızların sönüşü gibi. Varoluşumuzun bir gerçeği gibi. Fakat o gün gelene kadar hangi savaşınız varsa son gücünüzle çabalayın,inanın, umut edin.
Belki sonu mutluluktur bu koridorların...


1 Ocak 2017 Pazar

2016'dan Bana Kalanlar


Biten bir yılın ardından çoğu anılarımı, hüzünlerimi, mutluluklarımı önüme serdim. Ve sonun da bu görüntüye baktığım da dolu dolu bir yıl geçirmişim. 
2016 yılı bir bitki olsaydı benim için hayat ağacı olurdu. Bu hayat ağacının her dalından farklı bir meyve yetiştirebildiğim ve bu meyvelerde ayrı ayrı emeğimin olduğunu hissettiğimin bir yıl olurdu.
2016 yılı bir insan olsaydı bu kişi annem olurdu. Bütün benliğiyle güçlü bir kadın güçlü bir yıl demekti. O içten koskocaman kahkahasıyla bütün yılı en mutlu yıl ilan ederdi. Ve o bir anneydi netice de şu dünyada ki en kutsal duyguyu yaşayan bir kadın. İyi ki varsın.
2016 yılına bir dost ismi bırak dediğimde asla bir isim bırakamayacağım için ve bu listenin uzunluğunu bu görüntüden az çok anlayabileceğiniz için mutlu bir gülümseme bırakıyorum.
2016 yılını en sakar yılım ilan ediyorum.
2016 yılının babası babamı ilan ediyorum. Sonsuz güveniyle ona buradan sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.
 İster 2016 olsun ister 2017,2018... sayabildiğim ve yaşadığım her yıl da, aldığım her nefesim de sonsuza kadar var olmasını istediğim ablalarımı ve kardeşimi hayatımda ki en büyük şansım olduğunu söylemek istiyorum.
Ve 2016 yılına özlemek ismini verdiğimde, bu başlık altına, fiilen yanımda olmayan dostlarımı, ki zaten ailemi, yanım da olup da çok uzak hissettiğim değerli kıldığım insanları, okuduğum eski kitaplarımı, hayatımın anlamını bulduğum filmlerimi, komik anılarımı hatta en komiklerini, ve acılarımı yazmak istiyorum. İnsan acılarını özler mi diye sormayın bu benim yılım özleyebiliyorum işte.
Ama koskoca 2016 yılına cesaret adını veriyorum. Yapmak için pişman olmak istemediğim şeyleri yapmaktı. Aslın da daha da önemlisi bunları bütün kalbimle yapmak istediğim ve yapabildiğim için cesaret yılım olarak ilan ediyorum bu yılımı.
2016 yılına dert desem; evet yine çoğu insanın olduğu gibi benim de dertlerim olmadı değil. Ama bu kavram 2016 yılına çok yakışmazdı.
2016 yılının şarkısını soruyorum; buraya kocaman bir liste yazabilirim, tek şarkı özetleyemez zaten koskocaman bir yılımı.
2016 yılı mutluluğun, hüznün, derdin her zerresine kadar yaşadığımı bildiğim bir yıldı. Bana kahkahalara boğulurcasına gülebilme, hıçkırarak ağlayabilme, sonsuz bir güvenle cesaretle yapmak istediklerimi yapabilme fırsatı sunduğu için; dostlarıma güzel renkler verme olgunluğu sunduğu için, sevdiğim insanlar tarafından sevildiğim için sonsuz teşekkürler.
Sizler de bu yıla isim verdiğiniz de cevaplarınız nedir diye sormayı da unutmayın. Yeni yılınıza bu soruların cevaplarını bularak; mutlu olduğunuz konuları hayatınıza dahil etmeyi, mutsuz olduğunuz konu, kavram ve insanları hayatınızdan çıkarmayı unutmayın. Umut dolu, mutlu, huzurlu, aşklı ve sağlıklı yıllar olsun.
2017'ye buradan selam olsun ;)))