Şu dünyaya baktığım zaman en ağır yük ne varsa taşıyabilen en iyi canlının insan olduğunu her geçen gün daha iyi anlamaktayım..
Her geçen gün ayrılığa, ölüme, dostluğun bitimine, yalnızlığa alışan insanları gördükçe bu insanların bu kavramlara alışabildiğini gördükçe, olmaz dediklerinin olduğunu, gitmez dediklerinin gittiğini, asla bitmez dediklerinin bitimiyle yalnızlığa çaresizce alışmalarının örnekleriyle büyümekteyim. Her geçen gün umutsuz insanlara olan umudumun azalışıyla bağırmaktayım bu uçurumdan.
Ne kadar inansam da ben umuda, umutsuz insanlara çare olamıyorum bazen. Bu beni gerçekten belirsizlik olan başka bir uçuruma sürüklemekte.
Her hayatın çizgisinin, seyirinin aynı olmayışı, her insanın yaşadıklarının, yaşattıklarının veya o insana yaşatılanların aynı olmayışı ile umuda ve ümide yaklaşımları da ancak yaşadıkları ve gördükleri kadardır bu süreçte.
-Peki yapabilecek ne var ?
İşte cevabını bulamadığım en büyük çaresizliğim. Ne yapabilirim bilmiyorum bu insanlar için. Bu değerli karakterler için gerçekten bilmiyorum. Ama tek bildiğim en önemli şey insanın kendisi, kendi çaresizliğine, umutsuzluğuna en büyük çare. En büyük dost, en büyük eleştirmen. Yani sen sana en büyük iyilik yapacak varlıksın aslında. Bunu anlatabilmenin yolunu bulamıyorum işte çaresiz olduğum noktadayım şuan.
Artık kaçmaya başladım ama. İçinde olduğum derin duygulardan, olaylardan kaçmaya başladım son zamanlarda. İyi mi bilmiyorum ama boğulmaya başladığımı hissettiğim an uzaklaşmam gerektiğini düşündüğüm için kaçtım.
-Peki bu güçsüzlük belirtisi mi ?
Hayır gerçekten hayır. Aslında bu derin duygulara girmek çok büyük bir cesaret ve kaçmak ise biraz yorgunluğun belirtisi sadece. Elimden başka bir şey gelmeyişimin yorgunluğu, yorgunluğun verdiği hisle kaçışım ve sonuç olarak aldığım huzurun hazzıyla baş başa yazıyorum yine..
Mesela insanlarda gözyaşı kavramı ..
Gözyaşı büyük bir çaresizlik veya hayallerini kaybetmiş bir insan. Ben bunların hayatımızda ki en büyük çaresizlik olduğunu düşünürdüm. Düşünsene hıçkırarak boğulurcasına ağlayan bir insan. Sesi kendi çıkmazlarından büyük. Ama iyi bir cesaret çünkü korkmaz sesinin duyulmasından. İnsanların bakışları onun umurunda olmaz. Diğerlerinin ne düşündüğü, onu parmakla gösterişleri veya onu anlamak istercesine ona attığı bakışlar zerre umurunda değildir.. Bir denizin içinde boğulur ve çırpınışlarının fayda etmediğini fark ettiği an işte tam o sırada gözyaşları ona ihanet eder ve durduramaz.. İşte bu çaresizliğe alışmanın en büyük dostudur. Düşünsene gözyaşların sana düşman ve çaresizliğine dost..
Fakat şunu da düşünürüm ben ağlayamayan insan. O da çok çaresizdir aslında. Hatta belki daha büyük bir zorluğun içindedir. Güçsüz görünmekten korkar, sesinin duyulmasından ürker. Ya da içine akıtır. Düşünsenize için de kocaman göz yaşından bir deniz.
-Peki bu deniz taşmaz mı?
Taşar elbette. Bu oluşturduğu deniz kendi dünyasına fazla geleceğinden, boğulmaya başladığı an kurtulmak isteyeceğinden elbetteki taşıracaktır.
Ve sonuç.. '' Hissizlik'' ! İşte en büyük ölümdür insana.
Veya...
Elinden bütün hayallerinin alınmış olması. Kaybolmuş kopkoyu bir karanlığa gömülmüş. İşte bu varya bu o insanı mahveder. Düşünemez artık, şu planı kurayım dediği an sessizliğe gömülür artık. Onun hayallerine giden yollarının olmayışı ile serzenişlerini duyar ve bitkinliğini görürsün. Kendi kendisiyle konuşmaya başladığı zaman başka bir boyutta alışır çaresizliğe o. Gömülür yalnızlığa. Çünkü paylaşmak istemez düşüncelerini. Dilinden dökülsün istemez. Olmayacağı korkutur onu, ki olmayacaktır zaten ve o bunların bilinmesini istemediğinden gömülür iç dünyasına. Yani yalnızlığa..
Ve insan kavramı işte bu öyle ince bir çizgi ki, adımları öyle önemli ki ya kendi kendine çare olma yolunu bulur ve başarır. Yada iç dünyasında kaybolup yalnızlığa gömülür.
Peki senin çizgin ne ? Hangi uçurumdasın ?
Kendi kendine çare olan mı yoksa ölüm fermanını uygulayan celladın mısın ?
Ve insan kavramı işte bu öyle ince bir çizgi ki, adımları öyle önemli ki ya kendi kendine çare olma yolunu bulur ve başarır. Yada iç dünyasında kaybolup yalnızlığa gömülür.
Peki senin çizgin ne ? Hangi uçurumdasın ?
Kendi kendine çare olan mı yoksa ölüm fermanını uygulayan celladın mısın ?