25 Aralık 2016 Pazar

Söyle Seyyah

 
                                                           
Aynı mı seyyah gözleri bulutlara, özgürlüğü ise yağmurlara benzetişimiz?
Eğer aynıysa seyyah söylesene yağmurun buluttan gidişine mi dedik biz özgürlük diye?
Ya bulut dediyse yağmura git diye.
Yoksa acının, gözyaşının adı mı bu yağmurlar?
Sorsana bana! Ne bu sorular diye.
Neyin sorgu suali yine neyin arayışı diye.
Sus de sus ki biz de özgür kalalım de.
Sus ki sesinin çığlıklarını yağmurun sesine benzetmeyelim de.
Yine biraz acıyalım, biraz yanalım sonrası gelir de.
Sonra de..?

Sonra,
Şarkılar konuşsun, biraz onları dinleyelim ve yağmurun dans edişini seyredelim.
Yıldızları sevelim, ay ile nasıl bu kadar güzel yakıştıklarını konuşalım.
Düşünsene seyyah, başımı yasladığım omuzda huzuru bulduğumu.
Özgürlüğün sebebinin mutlu aşktan oluşunu.
Ah seyyah yolumuz çok uzun.
Uzun da uzun olmasına sonu neresi bu yolun?
Bakma gözyaşı dediğime aldırma sen bana, bilmiyor musun beni?
Ben güçlüyüm seyyah! Sorma bunu bile.
Ki en iyi sen bildikçe sorma.
Şaşırtsın insanlar biraz seyyah. Ama sen beni benimle sınayarak şaşırtma.
En iyi tanıyan sen beni bu sınava tabi tutma.

Ve nihayetin de her şarkı kendi sonuna kadar vardı seyyah.
Her insanın ölümü gibi..




19 Aralık 2016 Pazartesi

Nazan'dan bana dokunan..

   

      Hattat çok acı çekiyordu. Çok fazla acı çekiyordu ve yapabilecek hiçbir şey olmadığını bilmesi acısını arttırıyordu. Başını ellerinin arasına aldı. Defterlerim var hiç olmazsa, dedi. Bedelini çok ağır ödemiş olmama rağmen defterlerim var. Defterlerimde ben varım. Hep defterlerime döneceğim ve defterlerime döndükçe çoğalacak,  büyüyecek ve var olacağım. Bu da bana yeter.


nun masalları, hattat,



      Önümde sadece bir ilk cümle lakin o da evvelkinin son cümlesi. Neden bir evvelkinin son cümlesi bir sonrasının ilk cümlesi olmasındı? Hattat, diyecektim, boş defterlerine bakarak, hıçkırıkları ile kahkahaları arasında, oysa benim ne hikayelerim vardı diyordu, oysa benim ne güzelliklerim vardı ve ne hüzünlerim.


      
       İçimdeki denizden kaç dalga geçtiğini kim saydı? Bütün kalelerimin neden her dafasında böyle savunmasız düştüğünün sebebini kim merak etti. Her çıkışımda kalelerimden, biraz daha nasıl olup da bu kadar küçülebildiğimin nedenini kim anladı? Mutlak olanda var olmak için yaptığım her şey, yazdığım her yazı, var olmak ve toplanmak için attığım her imza biraz daha dağılmama ve küçülmeme yol açtı. Sırtımda alev gömlek, hattat içim yanıyor. Oysa hattat dışarıda kar yağıyor. Darmadağınık odamın bütün kapılarından, bütün pencerelerinden, bütün aralıklarından; gri, soğuk ve sinsi bir duman içeri yayılıyor. Yapış yapış. Hattat kaç kez hayatı, kaç kez aşkı ve kaç kez ölümü aramak için sefere çıktım? Kaçında geri döndüm? Ben senin ruhunun bütün çağrışımlarına ve tezahürlerine vakıfken, dahası hakkın varken benim üzerimde, bir mukadder meçhulde kesişecekken yollarımız, ne kadar yalnız olduğumu ve ne kadar acı çektiğimi bilmedin bile.


 
       Ne kadar isterdim, ne kadar isterdim bir akşamüzeri müjdeci bir ses kapımı çalsaydı ve gözlerimi kamaştıran bir kuyruklu yıldız suretinde nefesimin artık kesildiği bir an içinde saltanatıyla odamı aydınlatsaydı. Ona saatlerce içimdeki ülkeden bahsedebilseydim ve o, ışığıyla bana içimdeki ülkenin aslında ödünç alınmış bütün bulutlarını ve akşamlarını gösterebilseydim ve sonra ona şimdi bana bütün bunları yorumla ve bana gerçeği, kalıcı ve mutlak olanı aydınlığında göster diyebilseydim. Ne kadar isterdim bir akşamüzeri bir müjdeci sesin kapımı çalmasını ve kocaman kuyruğundan ışıltılar saçarak gerçeği odama bırakmasını. Bunca emanetini bunca yangının gömleği ile sırtlandığım halde, bütün gölgelerini olmayan gözlerimle buğular, sisler ardından gördüğümü vehmettiğim halde, o ülkeye hiç ulaşamadım. Ben yaklaştıkça, o ödünç ve büyülü bir tüy bırakarak arkasında, eskisinden daha fazla uzaklaştı. Çünkü ben sürekli dağılıyor ve parçalanıyordum. Bir türlü birleşecek ve görecek kabiliyetim olmuyordu.


   
Hikayeyle de hayatla da olmuyor, öğreniyorum.
Hayatlarımı soyunuyorum ruhumdan, geriye hikaye kalmıyor.
Hikayelerimi soyunuyorum hayattan, geriye ruhum kalmıyor.
Hikayeyle de hayatla da mücadelem var, anlıyorum. İkisinin arasında bir yer yok mu?
   

                                                                                      NAZAN BEKİROĞLU Kaleminden...

                                                                                                                   

12 Aralık 2016 Pazartesi

Gör Bekle Ve Sonra Git


Kendimi bile tarif edemezken başka insanların suretlerini tarif etmem elbette çok başarılı olmayacaktı .. 
   Belli sınırlar çizmeli bir insan ve bu sınırlara merdivenler, katmanlar eklemeli sonrada o katmanlara insanlar yerleştirmeli yakınlık seviyesine göre. Ve bu seviyelere de renk vermeli. İşte biraz da olsa bu renkler karıştığı zaman afallayabiliyor insan. Yönünü nereye çevirmesi gerektiğini, hangi katman da durup dinlenmesini, o katmanda ki insanı dinlemeyi veya seni dinlemesini hangi katmandan istediğini şaşırıyor haliyle. Bu şaşkınlık ile hayatın da attığım adımlarını düşünmen gerektiğini hissediyorsun. İşte o zaman çok önemli bir dönüş yapıyorsun yine iç dünyana, kafana, renkleri veren o beynine. Ve böylece ilk önce kendini sonra da insanları sorgulamaya başlıyorsun.

  İşte insanlar biraz hata yapabilirler ve bu hikaye de ki ressam da hata yapmış olabilir. Yanlış renklendirdiği katmanlar ile karmakarışık bir tablo koyabilir önümüze. Evet yanlış insanlar olabilir etrafında veya yanlış insana doğru sandığı renk vermiş olabilir. Ya da doğru sandığı kişilere yanlış renkler vermiş olması.. Ama zaten gök kuşağı da rengarenk değil mi ki? Önemli olan belki de bu.

   Eğer ki hissedersen bir şeyler ilk önce bunu sorgula kafanda ama bil ki insan kendi yaşamın da kendini tanıyan ve hisseden en iyi renktir. ( Bazen çok iyi bilmese de hissedemese de.. )Bu yüzden yanlış insanların farkına vardığın an bu bir arkadaş olabilir, dost olabilir, sevgili olabilir, yeni tanıştığın birisi hiç fark etmez senin yaşamına dahil ettiğin bir suret olabilir. Sadece şunu bilmek gerekir ki bir insan bu dünyaya bile ait değilken senin hayatın da kalıcı olmasını bekleme. Hiç gitmeyecekmiş gibi sanki hayatında hep verdiğin güzel renkte kalacakmış gibi düşünme. Düşünme çünkü bu hayat sana hangi rengi vermiş hangi adımda uçurumdan düşeceksin bilmiyorsun. Düşünme çünkü sen bile bir an çok mutluyken diğer bir an mutsuz olabilecek kadar karışık bir kavramsın. Bir müddet kalmak istediğin yer mekan insan seni sıktığı zaman belki gitmek isteyeceksin. Ya sen bile kendine verdiğin renkte kalmayacaksın ki hiç bir zaman. Tabi bu kişisel bir durum olabilir fakat en büyük renk değişimini sana hayatın getirdikleri yaşatır. Hayatı bilmem ama ben kendime değişmemek için bir sürü renk verdim aslında. Sadece işte o gün olduğum rengin, hangi insana daha iyi uyduğunu daha çok yakıştığını şaşırdım biraz. Her neyse önemli olan fark ettikten sonra ki zaman sürecidir.  Bu süreçte sen de iyi bir eser çıkarmak için gök kuşağına çevirmek için sadece biraz dinlenmeli ve izlemelisin insanları, olayları. Sonra zaten çok güzel harmanlayabiliyorsun bu renkleri insanlarla tablon da.

   Sonra insanlar senin için bir sürü şey yapabilir fakat bu onlara senin her şeyin olması imkanını vermeyecektir asla. Sunmamalısın bir insana sürekli yorum hakkını. Ne demiştik bazen yanlış hissedebilirsin yanlış renkler verdiğin gibi. Bırak biraz uzak kalsın insanlar senin bütün özelliklerinden. Seç ve uzaklaştır neden çünkü biraz mutluluğa ihtiyaç var. Ve insanlara en zayıf noktanı gösterdiğin an yanlışın en büyüğünü yaptın bil. Bil yani çünkü karşın da ki insanın hangi renge dönüşeceğini kestiremiyorsun ki.
   Ve sonuç olarak şunu söylemeliyim ki çok güzel dostluklara sahip ol, zaten bu sana mutluluk getirisidir.  AileN zaten mutluluğun kaynağıysa otur düşün ve kötü hissettiğin an toparla kendini sahip olduklarının farkına var sahip olamadıklarından çok. 
   Ha bir de bir insan sana hata yaptığın da onu suçlama ilk önce kendine bak ve bu fırsatı ona senin verdiğini unutma. Tabi işte bu benim suçum deyipte karalara bağlama buda sana mutsuzluk getirisidir. Gör bekle ve sonra git.. 

Aynen bugün günlerden gör bekle ve sonra git..



5 Aralık 2016 Pazartesi

Seyyah

Bana fedakarlıklarından bahset Seyyah.
Gezmek istediğin için gittiğin yerlerden.
Görmek adına seçtiğin yollardan.
Yapmak istediklerin adına yaptığın fedakarlıklarından.

Mutlu olmak için yaptığın fedakarlıklar mesela Seyyah.
Ne yaptın ? Ben mutluyum derken kimin yanındaydın, hangi zamanda hangi gerçekteydin ?
Kimin gülüşü yada kimin derdindeydin ?
Hangi gözyaşına çare olmak umudundaydında zaman bu kadar geçmiş Seyyah ?

Ya da düşünsene Seyyah dünyadan bir haber yaşıyorsun hayatı.
Ne insanların derdi, ne hayatın akışı...
Ne gelişen teknolji, savaşlar, politika..
Hele bugün bitsin yarına gün doğar dediğini, herşeyden habersizce hiçbirşeyi umursamazcasına..

Bu hayat yaşam değil ki Seyyah.
Yani bu olmamalı. Buna ben yaşıyorum dememeli insan.
Düşünsene sadece ben merkezli, bencilce düzeni olan küçük bir dünyanın kralı olduğunu.
Ha kralı olmak zorunda kalanlara sözüm yok, elini eteğini çekmişliğe sürüklenen insalara uzanmaz kalemim.
Sözüm hissedebilenlere. Görebilen, duyabilen, sevebilen ve sevilebilenlere.
Sözüm hala nefes alırken yaşamı farkında olmadan kaybedenlere...

Sözüm fedakarlık yapmayı bilmeyen sevilmekten mutlu olmayanlara.
Çaresi yok mu acaba Seyyah gezdiğin sokaklarda, bir kapı kilidinde, bir pencerenin çiçeğinde ?

Asıl büyük sorum Seyyah çaresi hiç mi yok mutluluğu en çok hakedenler adına.
Seçmek zorunda kaldığı hayatın kralı ya da kraliçesi olmak zorunluluğu savaşına ?
Benim yolum kalmadı bu gece zaman zarfında.
Başka gün batışlarına ve gün doğumuna...

Ama sana sordukça umudum var olacak hala.
Söylesene Seyyah neredesin de nereye bu yolculuk bu defa.. ?

3 Aralık 2016 Cumartesi

Engelsiz Yaşam Adına


   Uluslararası Engelliler Günü, 
Birleşmiş Milletler tarafından 1992 yılından itibaren Aralığın 3'ünde kutlanmaya başlamış ve günümüze kadar gelmiştir. Bu güzel günün daha güzel yarınlara gitmesi en büyük isteğimdir benim.

İlk olarak sadece engelliler ve engelli aileleri için değilde bütün toplumun bilgilenmesi ve bilinçlendirilmesi gereken bir başlık bugün. Bugün onların sağlıklı olan insanlardan bir kaç adım geriden başlamış olma tabusunu yıkıldığının göstergesidir. Azim, mutluluk ve inanç ile bu ön yargıları kırmakta olan çocuklar, gençler ve yaşlıların için tekrar  ''Biz size inanıyoruz, biz sizinle beraber yaşamayı seviyoruz ve siz bizimle birlikte bu hayatı paylaşır mısınız ?'' sorusunu hatırlatıyor ve onların mutluluğu için bazı bir kaç etkinlikler gerçekleştiriyoruz.
Çünkü hayat beraber olunca anlamlı :)

   Engellilik ne demek biliyor muyuz ?
Engellilik doğuştan veya sonradan herhangi bir nedenle; bedensel, zihinsel, duygusal, ruhsal ve sosyal derecelerin çeşitli sebeplerle kaybedilmesidir.

   Peki engel ne demek ?
Engel ise bu saydığımız özelliklerin somut halidir. Mesela tekerlekli sandalye kullanan bir birey için yürüyememek engel. Mesela görememek, duyamamak, konuşamamak, kollarını kullanamamak ya da zihinsel olarak .. 
   Ki aslında bunlar bizim duyduğumuz bildiğimiz ve sandığımız engeller. Oysa ki asıl engeller onlara karşı olan ön yargılar, onların içinde ki korkular ve bütün toplumca bilgisizlik... Daha sonra mimari yapıtlar! Dar kapılar, yüksek kaldırımlar, yürüyen merdivenler, otobüs, tren, okul taşıtları.. Sinemalar, tiyatrolar, alışveriş merkezleri ve asansörler. Mesela bebek arabaları ve tekerlekli sandalye için kaldırımlarda iniş çıkış rampaları yapılmış evet bu güzel bir düşünce fakat bilinçsiz toplumumuz bu rampaların tam önüne araba park etmeleri ile güzel olanı mahfetmekteler. Bilinçsizlik ve bilgisizlik. Bu durumlar, görmediğimiz ve fark edemediklerimiz. Bu da onların kendilerini mutsuz ve dışlanmış hissetmesine yol açmakta.

   Oysa onlar sevgiyi ve güven duygusunu hissettikleri zaman aşamayacağı engelin olmadığını düşünürler. Ve bu onlar için büyük bir mutluluktur.
    
   MUTLULUK !! İşte bu mucize kelimeyi hisseden bir insanın aşamayacağı hiçbir engel yoktur. Mutlu olduğunu hissettiği zaman inancını da her dakika yeniler kendi korkularına ve ön yargılarına karşı.. 
İşte engelli olan insanların mutlu olabilmesinin diğer bir istekleri ise hayatın içinde olmak. İnsanlarla kaynaşmak, dostluklar, arkadaşlıklar, başarılar elde etmek. Bunun için ilk olarak yapılması gereken en uygun hareket sınıfları ortadan kaldırmak. Mesela siz, biz, onlar gibi kavramları kullanmamak. Ve ben de bu hareketi yaparak başlamak istiyorum bugünden sonraki hayatıma. 


                 Hep beraberlik adına, bütünlük adına ve en önemlisi de engelsiz yaşam adına.