23 Ağustos 2016 Salı

''Moonrise Kingdom'' .. BEN yorumuyla..

         İzleyeli uzun bir zaman olsa da bura da bir sayfa ayırmak istediğim bir film. Hissettirdikleri eğlenceli, komik, eğitici ve düşündürücü. En önemlisi de tekrar izleyebilirim dediğim bir filmden bahsediyorum...


     Wes Anderson yönetiminde ki genel normlara bağımlı bir tabirle (sorunlu) olarak nitelendirilen iki çocuğun dünyasını anlatan bir film. Olgunlaşma dönemin de karşılaşan, birbirlerinin hayatların da ki mutsuzlukları benzer olduğundan birbirlerine sıkıca bağlanan küçük iki çocuk. Hem dost hem arkadaş hem sevgili kavramını çok küçük yaşlarda birlikte tanımlayan iki karakter. 
  
          Mektup arkadaşlığını çok sevecen anlatan bir hikaye aynı zaman da. Dostluğu, arkadaşlığı, sevgiyi hissettiren,  çocukların aileleriyle olan problemlerinden dolayı ortaya çıkan karakter sorunlarını belirten bir animasyon misali. Bir animasyon filmi diyorum ki oldukça başarılı buldum. Sebebi ise sıradan bir hikayeyi oldukça ince işleyerek farklı bir boyut kazandırarak hissettirmesi bana ve çoğu insana göre. Gerçekten Anderson kişiliği, iç dünyası oldukça ilginç ki bunu ince mesajlar göndererek hissettirdi bana. 




  ''Bir kişiliğin en önemli dönemi çocukluktur. En değerli hissetmesi gereken, en ilgiye muhtaç olduğu zamandır. Eğer bu dönem içinde taşlar yerine oturmazsa ileri yaşamın da kalıcı ruhsal hasarlar oluşması muhtemeldir. Henüz çok ileri ki yaşlara gitmeden de anlayabiliriz bunu, o çocuğun tavrı, sergilediği hareketleri.. ve daha bir sürü somut soyut veriler.''

    
    Ve küçük kahramanlar da oldukça eğlenceli. Yine usta oyuncular da şapka çıkarılası. Sanatsal olarak yazılabilecek yorum çok tabi ki. Ve elbette ki herkesin zevkleri fikirleri uyuşmayabilir. Veya anlama kapasitesi, kavramı, hissetme değeri herkes de aynı değildir ondandır ki bu film bana göre ''Evet işte bu!'' dediğim bir film değil ama '' Kesinlikle izlemelisin! '' diyebileceğim bir film. Film arşivinde bulundurulası masum eğlenceli ve de araştırdığın zaman da öğretici bir film bana göre. 

DİPNOT! İzcilik bir çocuğun büyüme döneminde, hayatı öğrenmeyi ve vahşi doğada sağlam adımlarla yürüyebilmeyi öğreten, hiç olmadık bir yerde, bir zaman da doğada tek başına kaldığında ne yapması gerektiğini bilen bir çocuk yetiştiren, oldukça önemli bir eğitim alanıdır. Ülkemizde de önem verilmektedir. Bir araştırın derim.

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Milene' ya Mektuplar Son !

  .... Umudunu yitirmiş, hayal kırıklığına uğramış, yolunu şaşırmış bir hayvan gibiyim; kaçıyorum, gücümün yettiği kadar koşarak kaçıyorum artık, ama yalnız şunu düşünerek kaçıyorum: '' Onu da birlikte götürebilsem ''diyorum, '' onun olduğu yerde karanlık olur mu hiç ? '' Günlerin nasıl geçiyor, diyorsun, böyle işte ! Mektubun geldiğinde, ben sana mektup göndermiştim bile. ''Korku'', ''kuşku'' falan filan bir yana -tiksinç olduğundan değil, miden dayanıksız da ondan -evet her şey bir yana, gene de senin söylediğin gibi de güç değil belki de. 
  ..... Anlatmaya çalışayım: Kişi kendi yetersizliğini ister istemez çekmek zorundadır,bu zorunluluğu hep duyar, ama iki kişinin yetersizliğine boyun eğmek zorunda değildir! Gözlerimiz ne güne duruyor? Kör edebiliriz onları, yüreğimizi de çekip atarız! Yok, yok o kadar da değil, biraz abartma, biraz yalan var bunda; zaten her şeyi büyüksüyorsun.. Yalnız önem büyüksenemez.. O var Milena, onun oluşu gerçek işte. Gene de özlem için edilen gürültü patırtı kadar büyük değil özlemin kendisi. Saçma bulacaksın, ama değil! Bak: ''En çok seni seviyorum'' diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki. '' Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum bu bıçakla'' dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki.
   ..... Neler oluyor ya da neler olduğunu iyice anlayamıyorsun Milena, Ben bile anlayamıyorum; bir çoşkunluk karşısın da ürperiyorum, aklımı yitirecek kadar üzülüyorum, gene de bilmiyorum ne oluyor, ne olacak! Bir tek şey biliyorum: Gürültü, patırtı istemiyorum, karanlık olsun istiyorum, bir yerlere gizleneyim diyorum, bunu istiyorum işte, bunu arıyorum,bunun ardından gideceğim, elimde değil.
  ...... '' İki kişinin yetersizliği '' sözünü iyi anlayamamışsın. Şunu anlatmak istemiştim: Ben kendi pis yaşamımda yaşıyorum, bu beni ilgilendiren bir şey ama seni de çekersem bu pisliğin içine, o zaman iş değişir; yalnız sen de yok olacağımdan değil, bunu aldırmam çünkü başkasında yok olmam onu ilgilendireceğine göre, beni üzmez; üzücü yanı: Kendimi pisliğimi sen de görür, pis olduğuma büsbütün inanırım üstelik kurtuluşum daha da güçleşir. Güçleşir ne demek ? Kurtulamam ! ( Her bakımdan kurtulamam, ama bu konu da daha da güçleniyor kurtulamamak.) İşte bu, ölüm terleri döktürüyor bana..
                                                                                                                         

                                                                                                                        ...Franz Kafka...

Milena'ya Mektuplar 2



    '' Öyle zaman olur ki odada yalnızken bile 'yok oluverir' insan, bunun nedenleri çoktur, kişi yaşarken bile ölebilir. ''
                                                                                                                                    Kafka.

     Bunun nedenleri çoktur, sebepleri sonsuzdur. Eğer ki yaşarken bile ölebilen bir karakter, bir ruh geçmişse bu yeryüzünden ki Kafka, yaşamak zorunda oluşu bir uçurumdur belki de ona. Öyle bir yalnızlığa bürünmüş ki bütün dünya gözlerinin ardın da ve kendi dünyasında yok oluşunu seyretmeye meyletmiş bir gönül olmuş Franz.
 
     '' Uyuyamıyorum; uykusuzluğum bundan demek istemiyorum, çünkü yalnız ezgiden yoksun olanlara uyumayı sağlarmış üzüntü; yine de uyuyamıyorum. ''
                                                                                                                                     Frannz.

     Çünkü o ezgi, özlem, huzur Milena' dan gelen mektuptaydı. Çünkü o kuşku, telaş, korku, kaybetmek yine o mektuptaydı. Çünkü aşık olmuş bir gönül, vuslata mahkumdu. Uyku mu ? Değil miydi ki uyku yarı ölmekti ? Yarı ölümün hiçbir farkı yok gerçek olanından, sadece sonsuz olmayışı ona bu adı koyan. Ki bu, Franz'a daha zordu. Çünkü imkansız aşka yasak oluşu bir uykunun, ölümle sonsuz özgürlüğe kavuşmak kadar gerçekti.
   
      ''Kötüyüm Milena, bilmediğin kadar kötü.. Onun için bağırıyorum ya !
  Meleklerin sesi sandığımız, cehennemin dibindekilerin şarkısıdır. ''
                                                                                                                                       Kafka.

      O kadar anlam dolu ki şu iki cümle, Nasıl bir hal onda ki, meleklerin sesi diye nitelendirdiklerine sitemi.. benzettikleri.. çaresizliği...

       
     Kafka' dan...

# Bana öyle geliyor ki yeryüzünün en saçma işi suçun kimde olduğunu aramaktır !

# Ben kendi kendimle konuşmuş, kendi kendimden dilenmiştim bunu... Düşler içindeydim, uyandırın beni !

# Gerçek ne onda, ne bunda... Erken uyanınca gerçekleri burnumuzun dibin de sanırız. Birkaç solmuş çiçeğin süslediği, üstü açık hazır bir gömüt !

# Bütün insanlar tükenmek bilmeyen bir canlılık içinde, hiç ölmeyeceklermiş gibi, ama gerçek ölümsüzlükten yana değil bu canlılıkları, yaşadıkları saatin derinliklerine inen bir canlılık belki de bu. Korkuyorum bu konulardan.

# Ne durum da olduğumu kimseye anlatamam, sen de anlayamazsın, kendim bile anlayamıyorum, nasıl başkasına anlatabilirim ? O kadar da önemli değil bu, önemli olan şu: İnsanca yaşanamaz çevremde, bunun böyle olduğunu sende biliyorsun, biliyorsun da inanmak istemiyorsun. Sarı mektubunu almadım daha; peki açmadan gönderirim sana. Yanılmıyorsam, birbirimize mektup yazmasak daha iyi olacak. Yanıldığımı da hiç zannetmiyorum, Milena!


                                                                                                                             ....

1 Ağustos 2016 Pazartesi

     Bir kapı kilidinden görünen ışıkta ki rüyadayım.
    ( Umut misali )
     Eriyen bir karın yok olmuş beyazındayım bu akşam.
    ( Siyah koyusu misali )
     Bir buluta yazgılıysa yağmur, yaprağa düşen su damlası benliğim.
    ( Her zerresi  )
     Ve bir martının özgür kanadından sonsuzluğa süzülürcesine..
    ( Kendi ütopyam da )
      Bugünüme dün dediğim yarınımdayım bu dünya da.
    ( Sessizlik gözlerimde )

   
                                                                                                                   Bir Cem Adrian gecesi...