Hüzün dolusun;
Buram buram hüzün kokuyorsun İzmit.
Işıklarına sarılıp güneşi doğursam gecelere,
Yanıp söner kalbimin kandili.
Köprüden ufuk çizgisini kessem,
Yerle göğü ayırsam,
Gemilere bir selam göndermek zor gelir işte..
Yine de teslim olsam gece koyusu sularına
Boğulmam ben bu kıyamette.
Bu kıyamete ramak kala,
Keskin gülüşlerimi dudaklarıma teslim ettim.
Sıcak ellerim güneşin soğuğuna emanetimdir.
Bütün sözlerim kendi kitaplarıma ahdım;
İz kalışına imzamdır işte.
Güler miyim ağlar mıyım arayışlarıma ?
İzlemek ile bakmak arasında ki bir nüktesin sende..
Kocaman yıllara mesken tutmuş sandık gibi kalbim.
İçini açsam gelin kızın çeyizi gibi berrak beyaz,
Kapatsam tozu dumanı taze, kırık dökük sorgularla süslü sandık gibi işte..
Karşımda ki ateş de sesim.
Rüzgarın gücü yok söndürmeye,
Ateşin hali kalmamış, dumanından selam göndermeye.
Ne selam kalmış ah be içimde.
Bir selamın kırgınlığı var işte sesimde.
Kelamı olmaz artık dilimin,
Gülmeyi öğrettiğim dudaklarımın.
Bir ağız organım var işte vücudumdan içime işleyen.
İçimden parmaklarıma dökülen izleyişlerimle..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder