Yıldızlar akarken gece,
günün en güzel saatlerinden bu yazılanlar. Geçmişten bugüne gelişimi bir mum da
izledim. Öyle bir mum ki yandıkça yenilendim. Günümden geçmişe gidişimi tarih
diye nitelendirdim. Öyle bir tarih ki eskidikçe değerlendim. Ve bir antika,
koskocaman bir tarih kokusu olan bu ‘Saat Kulesinden’ sesleniyorum size.
İnsanın kendisiyle baş başa kalıp yenilenmesinden yazıyorum, yalnız kalıp
kendisiyle sohbet etmesinden bahsediyorum.
En sevdiğim şeyi yapıyorum şuan.
Aldım karşıma yerli göklü maviliği, bir taşa
yaslandım güvenmek istercesine ..
Ve huzuru hissettim. Hissettim gerçekten saatlerce düşündüm,
dinledim rüzgarın söylediklerini tiyatro gibi izledim bulutların
serzenişlerini.
'' Kendinizle konuşmayı hiç denediniz mi bilmiyorum
ama denemekten zarar gelmeyecektir inanın, denemeye değer. Çünkü oldukça
gerçekçi oldukça samimisinizdir kendinize karşı. Yani yalan söyleyemezsiniz
kendinize kandıramazsınız. Tabi bunu fiilen yapamazsınız demiyorum, yaparsınız
hem de öyle alasını yaparsınız ki tiyatronuzun yönetmeni olarak bulursunuz bir
an da kendinizi, ancak perde kapanıncaya kadar sürecektir bu, alkış bitinceye
kadar. İlginçtir ki alkış tutan da yine siz olursunuz sahte oluşunuza! Ta ki
eliniz yoruluncaya kadar .. Bir yere kadar .. Bir oyun daha bitinceye
kadar .. ''
Sonra...
Sonrası işte malum bir bakmışım defter kalem elimde.
Resmetmişim yine bu kocaman dünyada ki kendi küçük dünyamı. Seslenmişim sessiz
çığlıklarla sizlere.
Sadece bir yapraktan ibaret yine buraya yazılanlar.
Bakmayın büyük cümlelere, harflere sahip değilim bilirim.
Sadece kendi mürekkebim de kavrulmak benim
kalemim…