31 Temmuz 2016 Pazar

Günün Tam Üçünde Bir Saat Kulesinde

     Yıldızlar akarken gece, günün en güzel saatlerinden bu yazılanlar. Geçmişten bugüne gelişimi bir mum da izledim. Öyle bir mum ki yandıkça yenilendim. Günümden geçmişe gidişimi tarih diye nitelendirdim. Öyle bir tarih ki eskidikçe değerlendim. Ve bir antika, koskocaman bir tarih kokusu olan bu ‘Saat Kulesinden’ sesleniyorum size. İnsanın kendisiyle baş başa kalıp yenilenmesinden yazıyorum, yalnız kalıp kendisiyle sohbet etmesinden bahsediyorum. 
     En sevdiğim şeyi yapıyorum şuan. 
     Aldım karşıma yerli göklü maviliği, bir taşa yaslandım güvenmek istercesine ..
Ve huzuru hissettim. Hissettim gerçekten saatlerce düşündüm, dinledim rüzgarın söylediklerini tiyatro gibi izledim bulutların serzenişlerini.
   
    '' Kendinizle konuşmayı hiç denediniz mi bilmiyorum ama denemekten zarar gelmeyecektir inanın, denemeye değer. Çünkü oldukça gerçekçi oldukça samimisinizdir kendinize karşı. Yani yalan söyleyemezsiniz kendinize kandıramazsınız. Tabi bunu fiilen yapamazsınız demiyorum, yaparsınız hem de öyle alasını yaparsınız ki tiyatronuzun yönetmeni olarak bulursunuz bir an da kendinizi, ancak perde kapanıncaya kadar sürecektir bu, alkış bitinceye kadar. İlginçtir ki alkış tutan da yine siz olursunuz sahte oluşunuza! Ta ki eliniz yoruluncaya kadar .. Bir yere kadar .. Bir oyun daha bitinceye kadar .. ''

      Sonra...
   Sonrası işte malum bir bakmışım defter kalem elimde. Resmetmişim yine bu kocaman dünyada ki kendi küçük dünyamı. Seslenmişim sessiz çığlıklarla sizlere. 
   Sadece bir yapraktan ibaret yine buraya yazılanlar. Bakmayın büyük cümlelere, harflere sahip değilim bilirim.

   Sadece kendi mürekkebim de kavrulmak benim kalemim…