3 Ağustos 2016 Çarşamba

Milena'ya Mektuplar 2



    '' Öyle zaman olur ki odada yalnızken bile 'yok oluverir' insan, bunun nedenleri çoktur, kişi yaşarken bile ölebilir. ''
                                                                                                                                    Kafka.

     Bunun nedenleri çoktur, sebepleri sonsuzdur. Eğer ki yaşarken bile ölebilen bir karakter, bir ruh geçmişse bu yeryüzünden ki Kafka, yaşamak zorunda oluşu bir uçurumdur belki de ona. Öyle bir yalnızlığa bürünmüş ki bütün dünya gözlerinin ardın da ve kendi dünyasında yok oluşunu seyretmeye meyletmiş bir gönül olmuş Franz.
 
     '' Uyuyamıyorum; uykusuzluğum bundan demek istemiyorum, çünkü yalnız ezgiden yoksun olanlara uyumayı sağlarmış üzüntü; yine de uyuyamıyorum. ''
                                                                                                                                     Frannz.

     Çünkü o ezgi, özlem, huzur Milena' dan gelen mektuptaydı. Çünkü o kuşku, telaş, korku, kaybetmek yine o mektuptaydı. Çünkü aşık olmuş bir gönül, vuslata mahkumdu. Uyku mu ? Değil miydi ki uyku yarı ölmekti ? Yarı ölümün hiçbir farkı yok gerçek olanından, sadece sonsuz olmayışı ona bu adı koyan. Ki bu, Franz'a daha zordu. Çünkü imkansız aşka yasak oluşu bir uykunun, ölümle sonsuz özgürlüğe kavuşmak kadar gerçekti.
   
      ''Kötüyüm Milena, bilmediğin kadar kötü.. Onun için bağırıyorum ya !
  Meleklerin sesi sandığımız, cehennemin dibindekilerin şarkısıdır. ''
                                                                                                                                       Kafka.

      O kadar anlam dolu ki şu iki cümle, Nasıl bir hal onda ki, meleklerin sesi diye nitelendirdiklerine sitemi.. benzettikleri.. çaresizliği...

       
     Kafka' dan...

# Bana öyle geliyor ki yeryüzünün en saçma işi suçun kimde olduğunu aramaktır !

# Ben kendi kendimle konuşmuş, kendi kendimden dilenmiştim bunu... Düşler içindeydim, uyandırın beni !

# Gerçek ne onda, ne bunda... Erken uyanınca gerçekleri burnumuzun dibin de sanırız. Birkaç solmuş çiçeğin süslediği, üstü açık hazır bir gömüt !

# Bütün insanlar tükenmek bilmeyen bir canlılık içinde, hiç ölmeyeceklermiş gibi, ama gerçek ölümsüzlükten yana değil bu canlılıkları, yaşadıkları saatin derinliklerine inen bir canlılık belki de bu. Korkuyorum bu konulardan.

# Ne durum da olduğumu kimseye anlatamam, sen de anlayamazsın, kendim bile anlayamıyorum, nasıl başkasına anlatabilirim ? O kadar da önemli değil bu, önemli olan şu: İnsanca yaşanamaz çevremde, bunun böyle olduğunu sende biliyorsun, biliyorsun da inanmak istemiyorsun. Sarı mektubunu almadım daha; peki açmadan gönderirim sana. Yanılmıyorsam, birbirimize mektup yazmasak daha iyi olacak. Yanıldığımı da hiç zannetmiyorum, Milena!


                                                                                                                             ....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder